DİYANET VE DİNÎ TERMİNOLOJİ

Harf inkılâbının tarihimize ve medeniyetimize verdiği zararın bir o kadarını da dinimize verdiğini söylemek için mütehassıs olmaya herhalde gerek yok. Bunu rahatlıkla ifade etmek mümkün.. İsmet İnönü’nün, harf inkılâbıyla ilgili itirafı zaten bu hususta fazla söze gerek bırakmayacak netliktedir. Bakınız harf inkılâbının asıl gayesi neymiş:
“Harf devriminin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” (İsmet İnönü Hatıralar, Cilt 2, sh. 223)
Niyet apaçık ortada… Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Dünyanın en zengin tarihi, kültürel ve dini arşivi tek bir hamleyle anlamsız hale getirildi. Nice profesörler bir gecede “cahil” oluverdi. Bugün dedesinin mezar taşını dahi okuyamayan nesiller ortaya çıktıysa maksat bir anlamda hâsıl olmuş demektir. Konu uzun yara derin.. Uzatmayalım buradan Diyanet bahsine gelmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundaki asıl gaye İslam’a hizmet değil, “TC tipi Müslüman” yetiştirmektir. (TC tipi müslümanlık bahsine bilâhare değiniriz.) Kurumun ilk reisi Rıfat Börekçi’nin şapka inkılâbında M. Kemal ile üstü açık arabada başında fötr şapkayla dolaştırılması, Diyanet’in hangi amaca matuf kurulduğunun işaretini vermekdedir. Buna rağmen zamanla kurumun başına hamiyetli ve samimi Müslümanlar gelmiş, kurumun hayırlı işlere imza atmasını temin etmeye çalışmışlardır. Allah onlardan razı olsun. Fakat ilk düğme yanlış iliklenince sonrakilerin de yanlış olması kaçınılmaz oluyor.
Diyanet bahsinde birçok sorunlar dile getirilebilir. Ancak bendenizin dikkatini çeken mühim bir hususu dile getirmem lazım.
İster hutbelerde olsun, ister vaazlarda, ister diğer konuşmalarda tercih edilen dil ve terminolojinin halkımızın alıştığı kadim din terimlerinden farklılıklar içermesidir. Dilerseniz derdimi örnek vererek anlatayım.
Mesela: Rasülullah Efendimiz (sav) ‘den ekseriyetle “Kutlu Nebi” diye söz ediliyor. Yüzlerce yıldır milletimizin diline “Rasülullah Efendimiz, Peygamber Efendimiz, Fahri Kâinat Efendimiz…” gibi birçok güzel ifadeler yerleşmişken “Kutlu Nebi” de nerden çıktı? Aynı şekilde “Kutlu Doğum Haftası” da yavan bir ifadeydi. Neyse ki, geçtiğimiz yıllarda bu düzeltildi. Meselâ Kur’anı Kerim yerine genellikle “Kerim Kitabımız” deniyor. Hâlbuki bizim kitabımızın adı Kur’an’dır. Kur’anı Kerim’dir. Buna benzer ifadeler belki sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bilemiyorum.
Şimdi zaten Müslümanlar arasında yeteri kadar farklılıklar var, bir de terminolojide yeni farklılıklar icat edilmemelidir. Din bahsinde kutlu nebi, kutlu doğum gibi ifadeleri kusura bakmayın, şahsen yadırgatıcı ve yavan buluyorum. Daha geleneksel ve kadim Türkçe tercih edilmelidir. Diyanet’ten, bu konularda herkesten çok daha hassas olmasını beklemek hakkımızdır.

Faruk Türk

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir